Eğitim Hakkında
Yeşil Dönüşümde Biyokütle Enerjisi: Doğal Kaynaklardan Ekonomiye Sürdürülebilirlik Eğitimi-II
24-25-26 Haziran 2026
Yer: Ege Üniversitesi Biyokütle Enerji Sistemleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (BESTMER) 119/1 Sok. No.2 EVKA-3 Bornova/İZMİR
(BU ETKİNLİK TÜBİTAK 2237-A BİLİMSEL EĞİTİM ETKİNLİKLERİ DESTEĞİ KAPSAMINDA DESTEKLENMEKTEDİR.
ŞEHİR DIŞINDAN SEÇİLEN VE GELECEK OLAN KATILIMCILARIN YOL, KONAKLAMA VE İAŞE GİDERLERİ TÜBİTAK TARAFINDAN KARŞILANACAKTIR.)
Planlanan eğitim kapsamında, biyokütle enerjisi temel kavramları ve kullanılan hammaddelerin karakterizasyonu ele alınarak, üretim prosesleri, teknolojik gelişmeler ve Ar-Ge çalışmalarına değinilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca, eğitim programı; biyokütle enerjisinin günümüz dünya ve Türkiye’deki durumu, mevcut politikalar, sürdürülebilirlik ve akıllı uzmanlaşma yaklaşımıyla biyokütle enerjisi, karbon ayakizi gibi farklı temalarda bilgi paylaşımını da içermektedir. Bu kapsamda hazırlanan eğitim programının ilk 2 günü boyunca katılımcılar biyokütle enerjisi konusunda teorik bilgiler edinecek, ayrıca laboratuvarda biyokütle enerjisi için elzem olan karakterizasyon analizleri hakkında uygulama bilgisi edineceklerdir. Bu doğrultuda, uygulamalı ve teorik olarak verilen dersler kapsamında edinilen bilgilerin özümsenmesi, yorumlanması ve değerlendirilmesi açısından farklı disiplinlerden eğitmenler ile katılımcıların bir araya geleceği ve inovatif fikirlerin ortaya çıkmasına olanak sağlayacak ortak akıl toplantılarının yapılması planlanmaktadır. Ayrıca katılımcıların, biyokütle enerji sektöründe faaliyet gösteren bir tesisin çalışma ortamını gözlemleyebilmeleri ve sistemin işletilmesi ile ilgili yerinde bilgi edinebilmeleri açısından teknik gezi yapılması da bu eğitimin kapsamı dahilindedir.
Günümüzde artan nüfusla birlikte birincil enerji arzındaki talepler de yükseliş göstermektedir. 2024 yılı Türkiye elektrik üretiminin kaynaklara göre dağılımına bakılacak olursa; %34,7'sinin kömür, %18,9'unun doğalgaz, %21,1'inin hidrolik, %10,4’ünün rüzgar, %8,7’sinin güneş, %3,1'inin jeotermal ve %3,1’inin ise diğer kaynaklar olduğu görülmektedir (T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026). Öte yandan ülkemizde 2024 yılında 5,3 milyon ton ham petrol üretimi yapılmasına karşın 30,02 milyon ton ham petrol ithalatı yapılmıştır (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, 2025a). Bu verilerden yola çıkılarak ülkemizin %82 oranında ham petrol ithalatına bağımlı olduğu sonucuna varılmaktadır. Aynı şekilde 2024 yılı doğalgaz verileri incelendiğinde, Türkiye’de 2.259 milyon Sm³ üretime karşılık 52.213 milyon Sm³ ithalat yapılmıştır (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, 2025b). Bu durum, 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin doğalgazda yaklaşık %96 oranında dışa bağımlı olduğunu göstermektedir.
Hem sınırlı kaynağa sahip hem de yerli olmayan, kullanımının çevrede tahribat yarattığı, ekonomik olarak kullanılabilirliğinin zorlayıcı olduğu petrol türevleri, doğalgaz ve kömür gibi fosil kaynaklar yerine alternatif olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemle üzerinde durulur hale gelmiştir.
Yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı konusunda pek çok ülkenin mutabık olduğu ve yürürlüğe koyduğu yasaların ve anlaşmaların yanı sıra lokal olarak sürdürülebilirlik kavramının iyileştirilmesi adına da faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Özellikle son yıllarda ön plana çıkan Paris İklim Anlaşması, iklim değişikliği ile ilgili önlemlerin alınması, ortak bir yol haritasının belirlenmesi ve ulusal katkı beyanlarının sunulmasıyla oluşturulmuş bir sözleşmedir. Türkiye’nin de taraf olarak yer aldığı bu anlaşmanın yasal bağlayıcılığı bulunmaktadır. Bu kapsamda küresel sıcaklık artışının 1,5°C ile sınırlandırılması hedeflenmekte, bununla ilgili de hukuki yaptırımlar oluşturulmaktadır. Bu anlaşma kapsamında, daha önce çevreye zararlı gazların salımının 2030’a kadar %21 artış oranından azaltma taahhüdü veren Türkiye’nin, ilk adım olarak, enerji, atık, ulaşım, bina ve tarım sektörlerindeki emisyon azaltım hedeflerini gerçekleştirmesi planlanmaktadır.
Bunun yanı sıra, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Avrupa Komisyonu tarafından karbon ayak izini izlemek için yürürlüğe konulması öngörülen karbon vergisi uygulamasının Türkiye’yi de kapsayacağı beklenmektedir. Bu kapsamda, “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” ile hali hazırda karbon fiyatlandırma sistemi mevcut olmayan ülkelerde faaliyet gösteren ve yüksek karbon salımlı işlemlerin izlenmesi ve çevreye verilen tahribatın önlenebilmesi adına karbon salımının azaltılması amaçlanmaktadır. Yüksek üretim kapasiteli ve fosil yakıt kullanan işletmelerin bu kapsamda en fazla etkilenen sektörler olacağı tahmin edilmektedir.
Tüm bu koşullar göz önüne alındığında, yenilenebilir kaynaklar ve bu kaynaklardan üretilebilecek enerjinin ülkemizde yaygın olarak kullanımı da önem kazanmıştır. Güneş, rüzgar, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde biyokütle enerjisi ise; hammadde temininden üretim sistemlerinin yerli kaynaklarla oluşturulabilmesine, kullanım amacının farklılığından sistemlerin kurulacağı yerlerin çeşitli varyasyonlara sahip olmasına ve çeşitli son ürün eldesine kadar pek çok konuda avantaja sahip olması nedeniyle ön plana çıkmaktadır.








